21 Haziran 2009 Pazar

DELİ AHMET-2

KAYNAKTAN DERYAYA
LEBİDERYA


ERMENİ MEZALİMİ - 5
DELİ AHMET-2

Cücügen Cücügen olalıdan bu yana; böyle hareketli gün yaşamamıştı. Herkes Deli Ahemt’i konuşuyordu.
Ermeni çetelere baskın yapmış, ellerinden iki de insan almış, aldıklarına dokunmadan kanuna yani muhtara getirmiş teslim etmişti.
Demek ki; Kumandan Ahmen Efendi, Deli’ye boşuna güvenmemişti. Hem Türk’ün medeniyetini, hem de cesaretini aynı anda göstermişti.

Veysel Dayı, Deli Ahmet ve Muhtar Emmi üçü bir toplantı yaptılar. Elelrinde bulunan Şükrü ile Fahri’nin oğlunu da daha güvenli yere götürdüler. Deli Ahmet’in adamları köyü koruma altına almışlardı. Her ağacın başında, her kuytu yerde bir milis bekliyoırdu.

Tepteliler de "Şehit Ömerecik’i." ziyaret etmişler ve Cücügen’e gelmişler. Deli Ahmet’e haber veriler.

İçlerinden birisi Deli’nin bulunduğu çadır’a alındı.
Deli; "Buyur ağam bir maruzatınız mı vardı?." diye sorunca...
Çadıra gelen Şehit Ömercik’in ağabeyi olduğunu söyleyen genç; "Deli Kumandanım, yirmialtı kişiyiz, Öemrimin yaşının iki katıyız, destur ver yanında duralım, emir buyur ölelim, vur de vuralım, kır de kıralım, kaybetmeye artık tamammülümüz kalmamıştır. Yanınızda, yakınızda kalmak istiyoruz. Müsaade buyrun, silahımız yok ama, yüreğimiz var." der.
Deli Ahmet; "Ağam az soluk alın, uzun yoldan geldiniz, kardaşlarımız nerdedir, yan tarafa geçin az, bizim biraz işimiz var, hemen geliyoruz." diyerek yan tarafa geçer, Veysey Dayı ve Muhrat Emmi ile durumları değerlendirir.
Muhtar emmi; "Deli Şükrü’nün elimizde olduğunu kimseye demeyin, hele bir Şükrü’yü dinleyelim, Fahri’nin oğlu ile özel ilgileneceğiz, Veysel; sen Tepte’den gelenlere bir bakıver de gel, dedikleri doğru mu anlamaya çalışalım." diyerek Veysel Dayı’yı Tepte’den gelenlerin yanına yollar.
Veysel geri döner; "Muhtarım, Ahmet Reis Tepteliler doğru der, onlar senden de delidir. Bizimle olmalarına izin verin. Onlar bize güç katacaktır." der.
Muhtar Emmi, Deli Ahmet ve Veysel Dayı toplantıyı tamamlar çıkarlar. Deli’nin güvenlik sorumlusu olan; Koşik Mehmet bir koşu Delinin yanında bitiverir.
Kumandanım; Şükrü harman evde; buyrun gidelim ama ben onu size getireyim. Siz köyün alt çeşmesinin yanında bulunan eve geçin, her şeyi ince hesaplamak gerek, ne olur ne olmaz tedbiri elden bırakmıyalım." diyerek Şükrü’yü almaya gider. Şükrü ile Fahri’nin oğlu ayrı ayrı yerde tutulmaktadırlar.
Koşik Mehmet; Şükrü’yü alıp; Alt çeşmenin yanında bulunan evin en üst katına dam altına getirir. O zaman evlerin katları asılında tek katlı ama merdiven şeklinde sıralı olduğundan ve iç içe geçişleri olduğundan en üst kat aslında en son ev oluyordu.
Deli; "Şükrü, söyle bakalım soyun sopun nedir?."
Şükrü "Ben Türk’üm."
Deli; "Ben seni sormadım, soyun sopunu sordum."
Şükrü; "Dedem de Türktü."
Deli; "Şükrü, Türk olan Türk evladının, 13 yaşındaki Türk çocuğunun kanının içildiği gün düğünde davul zurna çalar mı? Soyun sopun Türk olsaydı bu zulmü yapanların yanında olur muydun.?"
Şükrü; "Bilmiyordum beğim, bilmiyordum, düğün var diye alıp götürdüler, sonra da kimseden haber alamadan hep yanlarında kaldım."
Deli; "Zalimlerin zulmünü duymadın mı Şükrü?"
Şükrü; "... .... "
Deli; "Knaı olan kan döker mi Şükrü, kanı olan dökülen kan ardından şarap içer mi? Türk kanı döküldükten sonra davul çalar mı, düğün yapar mı, kanın soyun sopun adam olsaydı bunları yapabilir miydin?"
Şükrü "Beğim... Zorladılar, ...."
Deli "Şerefin olsaydı orada kalmaz ölümü seçerdin, Ömercik bile o zalimlere baş eğmedi. Şükrü şimdi bize onların nerde kaldıklarını her şeyini anlatacaksın, sonra sana ne yapacağımıza karar vereceğiz."
Şükrü "Tamam beğim, benim de evlatlarım var,."
Deli "Senin evlatların bu köyde ve köylü onlara kendi gözleri gibi bakıyor, sen kansızlık yaptın ama köylü soyunun gerektiği şekilde davranıyor. Sen çocuklarını düşünme, onlar emin ellerde. Sen kendi öz evlatlarına bile kansızlık edersin. Onun içinde çocuklarını göremiyeceksin. Şimdi adam gibi soruklarım sorulara cevap ver, bu kan emici soysuzlar neredeler, kimden destek alıyorlar, cephaneleri nedir, nerede gizlerler? Hepsine cevap ver."
Şükrü; bildiklerini anlatır, ama hakikaten de çoğu bilgiye de sahip değildir.
Şükrü’yü bir odaya kapatırlar.
Şükrü’nün başına da; Cesur Yusuf’u koyarlar.
Fahri’nin oğlunu getirmiştir; koşik Mehmet;
Deli; Fahri’nin oğlunu karşısına alır.
O sırada Aşutkalı Nalbant Hamdi Usta’da gelmiştir.
Hamdi usta da; Deli ile Fahri’nin oğlunun olduğu yere gelir.
Hmadi Usta Fahri’nin oğluna;
"Dönmenin oğlu, Türk içinde yaşadınız, Türk içinde büyüdünüz neden bu kin, niye bu düşmanlık, Türk size aş verdi, ekmek verdi. Eviniz yoktu benim dedem size ev verdi. Niye bu kin, söyle soysuz neden bu kin?" diye sorar.
Deli; "Hamdi Ağam HERKES ASLINA ÇEKER Türk’ün asaleti var asil davranır asil olmayan soysuz da dededinin yolunu takip eder." der.
Fahri’nin oğlu da; Şükrü’de dinleme işi tamamlanır ve;
DELİ; "BAKIN ŞİMDİ İKİNİZİ DE BIRAKIYORUZ, SEN MAVİLİK ŞIHLARIN KAVAKLIĞA GİDECEKSİN, SEN DE PARMAKKAYA’YA."
Fahri’nin oğlu; "Beğim orda bizi öldürüler, salmayın bizi, biraz eziyet etmiş gibi yapın, yoksa bize işkence ederler, çok ağır işkenceler ediyorlar, körüklerle ateş üfleyip közleri kürekle üstümüze atarlar."
Deli; "Daha iyi ya soyunun soysuzluğundan biraz nasiplenmiş olursun, Türk işkence etmez, Türk eziyet etmez, Türk kimseyi sebepsiz yere alıkoymaz, git bunları da söyle de Türk ile kendi aralarındaki farkı da görsün sizin zalimler." der

İçeriden çıkar;
"Cesur, Koşik adamlarınızı yanınıza alın; Bu iki alçağı nerden aldıysak aynı yere bırakıp gelin;" der.
Fahri’nin oğlu ile Şükrü Cesur ve Koşik’in adamlarının arasında yollanır.
Aşutkalı Hamdi Usta; İyi bir nalbanttır. Kimde kaliteli at var ise hepsini bilmektedir.
Teptelilerin bulunduğu yere geçerler.
Deli; içeri girer girmez, hepsi derlenir.
Deli "Ağalarım, beylerim, bundan böyle Hilal yükseklere çıkana kadar, gölgesini bize verene kadar bize uyku haramdır. Aramıza hoşgeldiniz, safalaar getirdiniz. Gazanız Mübarek Olsun." deyince
Hepsi birden ellerini havaya kaldırıp.
"GAZAMIZ MÜBAREK OLSUN." DİYE BAĞIRILAR.
Şimdi sizden ricamdır.
Hamdi ustamız çok iyi nalbanttır.Ustamız nerede, kimde kaliteli at varsa hepsini bilmektedir. Ustamız size at sahiplerinin ad ve köylerini söyleyecek. Siz de selam götürecek durumu anlatacaksınız. Atlarını isteyeceksiniz. Bedelsiz vermeyen olursa, ücretini ödeyip alaacaksınız. Çok dikkateli olun. Çok mecbur olmadıkça bizlerden söz etmeyin." diyerek Hamdi usta ile onları baş başa bırakıp Muhtar Emmi ile Veysel Dayı’nın olduğu çadıra geçer.
Deli; hoşgeldin.. Der Muhtar..
Veysel Dayı ile seni konuştuk. Aman yavrum dikkatli ol. Pek gözü peksin sen bize gereksin. Şimdi tedbir diye yer değişelim gece baskın yemeyelim.
Koşik ile Cesur sabaha karşı ancak dönerler. Diye kendi aralarında konuşup tedbir alırlar.
Yukarı Pağnik’ten; Bekir gilin Mustafa Hoca "Vaazlarını artırmış ev toplantılarında konuşmalar yapmaktadır.."
Her konuşmasında;
Miraç’tan, Hazreti Hamza’dan, Hazreti Fatih’ten, Ulubatlı’dan bahsetmekte... HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN. Hadisi Şerfini işlemektedir.
Cücügen’de zaman durmuştur. Derken bir uluma sesi gelir. Cesur Yusuf uluması ile dağı taşı inletmektedir.
Koşik Memmet’in nal şakırtısı gibi çıkardığı ses ile uluma sesi birbirine karışmıştır.
Deli "Demekki bizimkiler kayıpsız dönüyorlar." diye düşünür içinden.
Yol boyu tedbir alınır. Rehavete yer yok. Nöbetçi saysı artırılır. Gece nöbet saatleri dört saat olmuştur.
Çıra dibinde toplanan üç kişi çadırın öüne çıkarlar.
Yusuf ile Mehmet; gelmişlerdir.
Deli ile hemen çadırın özel bölümüne geçerler.
Yusuf; "Deli kumandanım; soysuzlar kendi soynuna bile soysuzluk eder mi?"
deyince;
Deli "Soysuz olduğundan soyunu bilmediğinden olsa gerek her kese soysuzluk ederler," diye cevap verir.
Koşik lafa girer; "Destur var mı kumandanım."
-Söyle Mehmedim..
-- Deli kumandanım buyrunuğunuzu yerine getirdik.
-Tamam şimdi gidip istirahat edin.
Yusuf tekrar lafa girer.
-Kumandanım, biz daha bu iki zalimin maşasını salar salmaz, onlar iki dakka sonra aldı gözlerini bağladılar.
-Tamam Cesur’um tamam. Siz yorgunusuz hadi gidip sırayla dinlenin.
Deyince Yusuf ile Mehmet çadırdan çıkarlar.
Deli Muhrat Emmi ile Veysel Dayının yanına geçer.
Gece yarıyı çoktan geçmiştir.
Köyle çeşmeden gelen su sesinden başka ses duyulmamaktadır.
Çıra ışığı ile bir birlerinin yüzlerine baktılar. Yorgunluk vardı ama, bir güne çok şey sığmıştı.
Fahri’nin oğlu ile Şükrü’nün akibetini anlamak için kehanete gerk yoktu.
TÜRKLERE AJANLAIK EDECEKSİNİZ. DİYECEKLŞER VE İKİSİNİ DE HAKLIYACAKLARDI.
TÜRKLERDEN TEK KELİME SERT SÖZ BİLE DUYMAYAN BU İKİ İŞBİRLİKÇİ HİZMET ETTİKLERİ ZALİMLERİN ZULMÜYLE HAK ETTİKLERİ CEZAYI ÇEKECEKLERDİ.
...
DEVAM EDECEK